Sırbistan: Belgrad 1
1 Haziran 2016
Sırbistan: Belgrad 3
3 Haziran 2016

Sırbistan: Belgrad 2

Şehiriçi Ulaşım

Şehir içi ulaşım için otobüs ve tramvayın kullanıldığı Belgrad’da biletler büfe tarzı yerlerden temin edilebiliyor. Ayrıca turistlerin kullanımı için 24 saat geçerli olan günlük kartlarda alabiliyorsunuz. Günlük olan kart 290 dinar, 1 seferlik olan 150 dinar ve bu biletlerle 90 dk içinde ücretsiz aktarma yapabilmek mümkün. Belgrad çok büyük bir şehir olduğu için biz yine de günlük kart almayı tercih ettik. Birde bir tüyo vermeden yapamayacağım; 2 nolu Tram (tramvay) şehri baştan başa gittiği için bu sayede küçük bir city seeing yapabilirsiniz. Bu arada tramvaylara bilet basmadan binen bir çok kişiye sizde şahit olacaksınız.

Belgrad’da Zemun dışında çoğu turistik yere yürüyerek gidebilirsiniz. Özellikle bahar aylarında yürümek çok keyifli olduğu için yürümenizi tavsiye ederim. Zemun, Belgrad’ın yeni şehir tarafında olduğu için oraya otobüsle gitmeyi tercih ettik.

Nerelere Gezdik?

Gitmeden önce araştırdığım tüm yazılarda herkes özellikle Kalemegdan’ın güzelliğinden bahsediyordu. Bu nedenle biz de ilk olarak Kalemegdan’a gidelim dedik. İlk girişinden itibaren Osmanlı hakimiyetinin buram buram hissedildiği bir yerdi burası. Kale surlarının manzarası ise Tuna ve Sava nehirlerinin kesişimini görüyordu. Üstelik o kadar yeşillik ki insanlar sadece yürüyüş yapmak için bile geliyorlar.

Kalemegdan içerisinde askeri bir askeri müze ve Sinan Paşa türbesi de bulunmakta. ‘Sinan Paşa Türbesi’ yazısını gördüğümüzde oldukça şaşırdık.

Askeri müze 10.00-17.00 saatleri arası açık ve 150 dinar giriş ücreti var. İlgimizi çekmediği için müzeye girmeyi tercih etmedik. Surların en uç noktasına giderek Tuna ve Sava nehirlerinin kesiştiği yeri gören noktada bol bol fotoğraf çekindik.

Osmanlılar zamanında 250 kadar caminin bulunduğu Belgrad’da ibadete açık kalan tek cami olan Bayraklı Camii’ne gitmemek olmazdı tabi. Camiyi bulmak da oldukça zorlandık, ne bir levha ne bir işaret vardı. Bayraklı Cami 16. yüzyılda inşa edilmiş, gittiğimizde aşırı bakımsız bir haldeydi. Caminin bu hali bizi biraz burktu. Caminin restorasyonunu Türkiye yaptırmış.

Buradan ayrılıp kaldığımız hostelin çok yakınında bulunan Knez Mihajlova Caddesindeki mağazaları dolaştık. Şehrin merkezi olduğu için insan kalabalığı baharla birleşince çok güzel bir atmosfer sunmuştu. Cadde üzerinde çok sayıda kafe de mevcut, bu kafelerden birine oturup çevreyi izlemek çok güzeldi, Belgrad’da pek çok yerde nitelikli kahveler bulabilmek de mümkün. Akşamları da genelde İstanbul’daki İstiklal Caddesini bir nebze andıran bu cadde üzerinde uzun yürüyüşler yaptık.

Skadarlijia denilen Belgrad’ın Bohem bölgesi olarak nam salmış arnavut kaldırımlı sokağa da bir sabah erken vakitte gittik. Bu nedenle henüz cafeler açılmamıştı, oldukça sakindi. Mekanlar sandalyelerini yavaş yavaş dışarıya çıkarıyorlardı. Bu boş halinden faydalanarak bol bol fotoğraf çektik bizde. Sokak boyunca yemek yiyebileceğiniz pek çok yöresel restoran var, ancak şehrin geneline nazaran daha yüksek fiyatlara sahipler.

Haydi uzaklara doğru bir yürüyelim dediğimiz bir öğleden sonrası da Saint Sava Kilisesine gidelim dedik. Yarım saate kadar yürüdük varmak için. Burası Sırp Ortodoks Kilisesi. Kiliseden daha çok camiye benziyor aslında, hatta bu nedenle Sırplar tarafından çokça eleştiriliyormuş. Ayasofya’ya benzetilmeye çalışıldığına dair birkaç görüş de varmış. Çok ilginçtir ki; dışı tamamlanmış olan kilisenin içinin yapımı hala devam etmekte. 1935 yılında başlanan inşaatte dış kısmının bitirilmesinin sebebi turist çekebilmekmiş.

Dönüşte Nato tarafından zamanında bombalanan Savunma Bakanlığı binasının önünden geçtik. Binayı ne yıkmışlar nede tamir etmişler  o günleri unutturmamak için saklıyorlarmış.

Tramvay yolu kenarında bulunan bir büfeden 1 günlük toplu ulaşım kartı aldık. 2 nolu tramvaya binip tıngır mıngır şehir turu yaptık ve ardından yeni şehir olarak nitelenen, biraz uzakta bulunan Zemun bölgesine gittik. Zemun’a otobüslerle gidiliyor ve tramvaylara göre daha yeni olduklarını söylemek mümkün. Zemun sokakları çok keyifli, rengarenk kapıları ve tenteleri ile Belgrad’dan ayrı bir mimariye sahip. Nehir kenarında olduğundan sahil hattı boyunca çok güzel kafe ve restoranları vardı. Yürümekten yorulunca bi yere oturalım dedik ve Costa Cafe’yi tercih ettik. Neredeyse çorba kasesi büyüklüğündeki fincanları ve sunumları ile kahvelerimizi çok sevdik. Kafenin fiyatları Türkiye’ye göre uygundu. 2 orta boy cappuchino için 480 dinar (10 TL), 1 elmalı pie için 240 dinar (5 TL) ödedik. Üstelik wifi da kullanma fırsatı bulduk.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir